Sahte ürün satmak Türk hukukunda suçtur; bu fiili gerçekleştiren satıcılar hakkında hapis ve adli para cezası öngörülmektedir. Ticari amaçla tescilli bir markanın taklidini üretmek, satışa arz etmek veya satmak doğrudan marka hakkına tecavüz suçunu oluşturur. Sahte ürün kavramı; tescilli bir markanın, tasarımın veya ayırt edici işaretin, hak sahibinin izni olmaksızın haksız kazanç sağlamak amacıyla birebir kopyalanmasını ifade eder. Piyasada imitasyon, replika veya çakma ürün olarak adlandırılan eşyaların ticareti, alıcıya açıkça sahte olduğu belirtilse dahi satıcının cezai sorumluluğu kapsamında yargılanmasını gerektirir.

Sahte ürün satışı hangi kanun kapsamında suç sayılır?

Sahte ürün satışı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında marka hakkına tecavüz suçu olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, fikri mülkiyet haklarını koruma altına almak amacıyla tescilli markaların haksız kullanımını açık bir suç tipi olarak tanımlamıştır. Tescil koruması, hak sahibine markasını dilediği gibi kullanma ve taklitlerini engelleme yetkisi verir.

SMK sistematiğinde suçun oluşması için markanın Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde tescilli olması şarttır. Yabancı ülkelerde tescilli olup Türkiye’de korunmayan işaretler bu kanun kapsamında doğrudan koruma görmez. Ancak tescilli hak sahibinin şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmalar, hem üreticiyi hem de piyasaya dağıtım yapan nihai satıcıyı doğrudan hedef alır.

Sahte ürün satan kişiye verilen ceza nedir?

Başkasına ait tescilli markayı taklit ederek sahte ürün satan, satışa arz eden veya bu amaçla bulunduran kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası verilir. Bu ceza, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) madde 30/1 hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Kanun, yalnızca fiziki mağazalarda satış yapanları değil, internet ve sosyal medya üzerinden satış gerçekleştiren satıcıları da aynı yaptırıma tabi tutar.

Mahkemece tayin edilecek adli para cezası, satıcının kusur durumuna ve ekonomik koşullarına göre günlük birim bedel üzerinden hesaplanır. Hapis cezası ve adli para cezası kural olarak birlikte uygulanır. Satıcının adli sicil kaydı ve dosya koşulları uygunsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kararları mahkemenin takdirine bağlı olarak gündeme gelebilir.

Satıcının cezai sorumluluğu için gereken şartlar nelerdir?

Satıcının cezai sorumluluğunun doğabilmesi için markanın tescilli olması, eylemin ticari amaç taşıması ve satıcının kasten hareket etmiş olması şarttır. Failin malı kişisel kullanım amacıyla elinde tutması cezalandırılmaz; ancak satışa arz etme, vitrinde sergileme, depolama veya nakletme fiilleri ticari amaç göstergesi sayılır. Kast unsuru, satıcının sattığı ürünün sahte olduğunu bilmesini veya ticari basiret gereği bilebilecek durumda olmasını ifade eder.

Uygulamada satıcıların cezai sorumluluktan kurtulmak için sıklıkla öne sürdüğü bahaneler mahkemelerce kabul görmez. Sorumluluğun tayininde aşağıdaki unsurlar dikkate alınır:

  • Ürünün piyasa değerinin çok altında bir fiyata alınıp satılması, satıcının sahteliği bildiğine karine oluşturur.
  • Toptancıdan fatura alınmamış olması veya faturanın yanıltıcı düzenlenmesi satıcıyı sorumluluktan kurtarmaz.
  • Ürünün üzerine “orijinal değildir”, “replikadır” veya “ithal üründür” şeklinde etiket konulması suçu ortadan kaldırmaz.

Görevli mahkeme ve şikâyet süreci nasıl işler?

Sahte ürün satışına ilişkin ceza davalarında görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesidir; bu ihtisas mahkemesinin bulunmadığı adliyelerde ise Asliye Ceza Mahkemesi yetkilidir. Örneğin Antalya gibi perakende ve turizm sektörünün hareketli olduğu yargı çevrelerinde bu davalar doğrudan Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanır.

Soruşturma süreci kural olarak hak sahibinin şikâyetine bağlıdır. Marka hakkı ihlal edilen kişi veya vekili, faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; 6 aylık yasal süre geçirildiğinde cezai takibat yapılamaz. Ancak genel dava zamanaşımı süresi içinde marka hakkına tecavüzün devam etmesi hâlinde, fiilin devam ettiği son gün şikâyet süresinin başlangıcı olarak kabul edilir.

Soruşturma aşamasında savcılık talimatı ve sulh ceza hâkimliği kararıyla iş yerinde arama yapılabilir. Ele geçirilen sahte ürünlere el konulur ve bu ürünler adli emanete alınır. Yargılama sonunda mahkûmiyet kararı verilirse, sahte ürünlerin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine veya imhasına hükmedilir.

Sahte ürün ticaretinde etkin pişmanlık hükümleri nasıl uygulanır?

Sahte ürünü satışa arz eden veya satan kişi, bu ürünü nereden ve kimden temin ettiğini yetkili makamlara bildirerek üreticinin veya diğer tedarikçilerin yakalanmasını sağlarsa hakkında cezaya hükmolunmaz. SMK madde 30/7 hükmünde düzenlenen bu olanak etkin pişmanlık olarak adlandırılır. Bu haktan yararlanabilmek için satıcının elindeki malları teslim etmesi ve verilen bilginin somut faillerin tespitine yarar sağlaması zorunludur.

Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için şüphelinin kolluk veya savcılık tarafından henüz tespit edilmemiş bir tedarik zincirini deşifre etmesi beklenir. Soyut, genel veya doğruluğu teyit edilemeyen beyanlar cezasızlık sonucunu doğurmaz. Şüpheli, fatura, iletişim kayıtları, banka dekontları ve adres bilgileri gibi somut delillerle beyanını desteklemek durumundadır.

Sahte ürün satıcılarının uygulamada yaptığı yaygın hatalar

Sahte ürün satan kişilerin en büyük hatası, ürünleri toptancıdan satın almış olmanın veya faturalı işlem yapmanın kendilerini cezai sorumluluktan tamamen muaf kılacağını düşünmeleridir. Türk Ticaret Kanunu uyarınca her tacir veya esnaf, işlerinde basiretli bir iş insanı gibi davranmakla yükümlüdür. Piyasa rayicinin çok altında satılan lüks bir markanın sahte olduğunu bilmediğini iddia etmek yargılama makamlarınca hayatın olağan akışına aykırı bulunur.

Diğer yaygın yanılgılar şunlardır:

  • “Müşteriye sahte olduğunu söyledim, kimseyi kandırmadım” savunması geçersizdir; zira suç tüketiciye değil, doğrudan tescilli marka hakkı sahibine karşı işlenir.
  • “Ürünleri internetten bir aracı siteden aldım” demek sorumluluğu kaldırmaz; satıcı, satışa sunduğu ürünün orijinalliğini denetlemekle mükelleftir.
  • Ürün ambalajındaki marka logosunda ufak değişiklikler yapılmasının korumayı deleceği zannedilir; ancak iltibas (benzerlik yaratarak karıştırma ihtimali) dahi suçun oluşumu için yeterlidir.

Örnek olay incelemesi: E-ticaret platformunda sahte ürün satışı

İnternet pazaryerinde mağaza açan bir satıcı, piyasa değeri oldukça yüksek olan tanınmış bir spor markasının ayakkabılarını “orijinal ihracat fazlası” açıklamasıyla yarı fiyatına listelemiştir. Markanın Türkiye’deki yetkili avukatları, noter aracılığıyla siteden test alımı yapmış ve ayakkabının taklit olduğunu teknik incelemeyle belgelemiştir. Hak sahibinin şikâyeti üzerine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından satıcının deposunda arama yapılmış ve yüzlerce çift sahte ayakkabıya el konulmuştur.

Yargılama sürecinde satıcı, ürünleri toptancıdan fatura karşılığı aldığını ve sahte olduğunu bilmediğini iddia etmiştir. Ancak mahkeme, ürünlerin alış fiyatının orijinal maliyetlerle bağdaşmadığını, satıcının basiret yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek kastın varlığını kabul etmiştir. Satıcı, etkin pişmanlık gösterip toptancının kimliğini ve yerini yetkililere bildirmediği için hakkında SMK madde 30/1 uyarınca hapis ve adli para cezasına hükmedilmiştir.

Sahte ürün satışı fiili yalnızca ceza davasıyla sınırlı kalmaz; marka sahibi ayrıca maddi ve manevi tazminat davaları açarak uğradığı zararın tazminini talep edebilir. Hukuki ve cezai süreçlerin birlikte yürütülmesi aşamasında hak sahipleri ile zanlıların usul hükümlerine riayet etmesi büyük önem taşır; nitekim bu tip yargılamalarda Av. Arb. Billur Güler Aslım, teknik bilirkişi raporlarının sıhhati ve arama-el koyma işlemlerinin hukuka uygunluğunun titizlikle denetlenmesi gerektiğini belirtmektedir.

Fikri mülkiyet hukuku, tescilli markaların korunmasında şekli ve katı şartlara bağlıdır. Satıcıların ticari faaliyetlerini sürdürürken temin ettikleri ürünlerin yetkili distribütörlerden gelip gelmediğini kontrol etmeleri, faturasız emtia kabul etmemeleri ve marka ihlali ihtimali bulunan malları ticari dolaşıma sokmamaları gerekir. Şikâyet üzerine başlayan bir ceza soruşturmasında usule uygun toplanmayan deliller, süresi içinde yapılmayan şikâyetler veya etkin pişmanlık adımları davanın seyrini doğrudan değiştirecektir.